Kazasız Belasız Bir Deplasman

 
Bugün gündüz saatlerinde lider Fenerbahçe'nin Sivas deplasmanında güle oynaya beş gollü galibiyet elde etmesinden sonra tabi ki gözler Denizli'ye çevrildi. Zira Denizli bu sezon, hükmen kazandığı Ankaraspor maçı haricinde hanesinde üç puan bulunmayan ve açıkçası ligden düşmeye en yakın takım pozisyonundaydı. Devre arasında Eskişehir'de problemler yaşayan Youla'yı kadrosuna katan Hakan Kutlu yönetimindeki takım, hafta içi Türkiye Kupasında tur atlayarak bir nebze olsun moral bulmuştu. Galatasaray taraftarı ise Jo'nun onbirde maça başlamasını ve son onbeş - yirmi dakikada da olsa Giovanni Dos Santos'u izleme şansını yakalayabilmenin yanı sıra güzel bir galibiyet almayı bekliyordu...




















Ofansif olarak sol kanatta oynadığında ne kadar faydalı olduğunu çok kez gösteren Caner yine sol bekte görev verilmiş olarak başlayan Galatasaray onbirinde Jo tek santrafor olarak ileri uçta gol umudu taşıyordu. Oyuna her iki takım da gayet dengeli başladı ve birbiri üzerinde çok fazla baskı kuramadan orta alan mücadelesi şeklinde geçti ilk on beş dakika. İlk yarının ortasına doğru kaptan Arda, sağ kanatta Barış'ın ortasına harika bir kafa vurarak takımını öne geçirmeyi başarmıştı ki maç başından beri en net pozisyon gole dönmüş oldu Galatasaray adına. Denizlispor'un ileri uç adamlarının belirli bir kapasite üzerine çıkamadıkları için gelişen ataklarda son vuruşlar ya gerçekleşemiyor ya da çok zayıf kalıyordu. İlk yarının bitiş düdüğüne saniyeler kala ara pas sonucu Denizli savunmasının son adamıyla birebir kalan Jo, rakibinden sıyrıldıktan sonra sol ayağıyla yaptığı vuruşu Özden engelleyince maçın kopmasını engelledi adeta...














İkinci yarının başlamasıyla anlam veremediğimiz bir şekilde Galatasaray kendi sahasında kabullenmeye başladı oyunu. Denizlisporun baskısını attırması ve özellikle Douglas Braga'nın etkili gayreti ile daha fazla topa sahip olan yeşil-beyazlı ekip maça tempo getirdi. Son vuruşlarda etkisiz olan Angelov ve ileri uç elemanları skor üretmeyi beceremedi ki maçın 54. dakikasında arka direğe yapılan ortada Engin uçarak kafayı vurdu. Aslında kucağına gelen topu içeriye doğru tokatlayan Leo Franco, beraberlik golünün yenilmesinde büyük pay sahibi oldu bana göre. Beraberlik golünden sonra ofansif olarak daha fazla topa sahip olan Galatasaray 61. dakikada yeni transferi Jo'nun ayağından kazandığı golle maçı 1-2'ye taşımasını bildi. Bu arada golden üç dakika önce Giovanni'nin Emre Çolak'ın yerine oyuna girdiğini de söylemeden geçmeyelim. Burda benim dikkatimi çeken şey Jo'nun golünün geldiği anlarda oyuncu değişikliği için hazırlanan Ayhan. Rijkaard nasıl bir düşünce içerisinde ki oyun 1-1 iken hamle yapıp maçı kazanmak adına değişiklik için düşündüğü isim Ayhan olsun. İşin ilginç kısmı değişiklik gerçekleşti ve çıkan isim Elano oldu. O ana kadar özellikle defansif anlamda başarılı bir oyun sergileyen ve geldiği günden bu yana bu görevi icra etme adına başarılı olan Elano...



















Bu anlam veremediğim değişiklikten dakikalar sonra Emre Güngör oyuna girdi ki hem de Jo'nun yerine. Bu değişiklik ile Emre Güngor sağ beke, Uğur Uçar sol beke, Caner sol kanada, Giovanni ise forvete yerleşti. Yani bir değişiklik takım içerisinde tam 4 mevkiyi yeniden şekillendirmiş oldu. Neyse ki kalan dakikalarda bir kaza golünü kalemizde görmeden maçı bitirdik ki maçın sonra anlarında zaman geçirdiği için sarı kart gören Leo Franco'nun uzaklaştırmaya çalıştığı bir top, Denizli'li oyuncunun sırtına çarptıktan sonra yükseklik kazandı ve herkesin yüreğini ağzına getirdi. Maç boyunca ve aslında sezon başından beri kalesinde güven vermeyen Arjantinli file bekçisi belki de radikal bir kararla Nonda yerine gönderilmesi gereken kişiydi kimilerine göre. Bir parantez de Neill için açmak istiyorum ki bugün bir kaç kritik hata yaptı Galatasaray defansında. Rakibin Denizli olduğunu düşününce çok fazla sorun olmayacağını kabul edebiliriz fakat Neill kalitesinde bir ismin Atletico maçı önce çok daha konsantre olması gerektiğini düşünüyorum...














Ayhan - Elano değişikliği, Jo'nun çıkıp Emre Güngör'ün oyuna girmesi, Leo'nun güven vermeyişi, Neill'in hataları gibi negatif donelerden bahsettim ama hiç mi iyi veriler yok elimizde? Elbette var, Arda gerçekten büyün bir nimet Galatasaray adına, Sarp hırsı ve azmi ile maç boyunca sahanın iylerindendi. Elano çıkana kadar özellikle defansif anlamda iyi şeyler yaptı. Hakan Balta, Sabri, Keita gibi üç ismin takıma geri dönmesiyle daha iyi olacağımızı düşünüyorum ve her ne olursa olsun bu deplasmanı kayıpsız geçmenin çok önemli olduğunu hatırlatarak gözlerimi hafta için oynanacak olan Antalya kupa maçına çeviriyorum...

30 Ocak NBA Top 5

Kara Kedi : Aulas & Puel


Fransa ligindeki en dominant takımlardan Lyon, geçtiğimiz bir hafta içinde iki kupadan birden elenince gözler ister istemez başkan Jean-Michel Aulas'a döndü. Burada yer alan Monaco mağlubiyetinden sonra, geçtiğimiz çarşamba günü Coupe De Le Ligue mücadelesinde Lorient'e elenen Lyon, hedefteki takım oldu. Ligue 1'deki durumu malum, liderin 11 puan gerisinde olan Lyon geçtiğimiz yıllara nazaran istikrarsız futbol ile de taraftarlarına güven vermiyor. Bütün bu olanların ortasında klüp başkanı Aulas bir televizyona verdiği röportajda şunları şöyledi,

Bir hafta içerisinde iki kupadan birden elenmemiz hayalkırıklığı bu bir gerçek. Son üç hafta içerisinde altıncı maçımızı oynadık ve bu maçlardan deplasmanda mücadele ettiğimiz son ikisinde aldığımız mağlubiyetler bize pahalıya patladı. Elbette bu mağlubiyetleri teknik direktöre bağlayabiliriz ama bu çok çocukça bir davranış olurdu. Lorient maçında rakip kaleci Audard günündeydi, Monaco mücadelesinde ise yediğimiz ilk gol bir hayli dramatikti. Zaman zaman taktiksel hatalar da yapabiliyoruz bu doğru ama bütün bunlar hayatın sonu değil...


 2002 - 2008 yılları arasındaki başarılarla dolu geçen altı yılda takımın başında Jacques Santini, Paul Le Guen, Gerard Houllier ve Alan Perrin gibi isimler takımın başındaydı ama şimdi hepsi geride kaldı. Puel daha önce Monaco ve Lille'i çalıştırmıştı ki, Lille ile olan başarılı kariyeri onu Lyon'un başına getirdi bunu hepimiz biliyoruz. Puel yönetimindeki Lyon'un ikinci sezonunda lig mücadelesinde geride kalması hedefin sezon başındaki şampiyonluktan, şampiyonlar ligine kalma mücadelesine kaydığını söyleyebiliriz rahatlıkla. Başkan Aulas sözlerine şöyle devam etti,

Önümüzde çok büyük bir karşılaşma var (Real Madrid maçlarını kastederek), şu an için konsante olmamız gereken şey bu. Evet Puel yönetimindeki ikinci sezonumuzda yine lig şampiyonluğu mücadelesinde uzaklaşmak can sıkıncı bir şey kabul ediyorum ama mücadelemiz devam edecek. Önümüzdeki bu büyük maçlarda alacağımız olumlu skorlar ile alehimize olan medya kolaylıkla tam tersi yönde yazmaya başlayabilir, herşey bizim elimizde...

Açıkçası kendi adıma bu sözlerden çıkaracağım tek şey şudur, Aulas gerçekten çok akıllı bir başkan. Kaybedilen iki kupa ve ligdeki kötü durum sonrası teknik direktörünü savunan bir açıklama yapması hem de bunu Real Madrid maçları öncesine denk getirmesi çok akıllıca bir hamle. Çünkü Real Madrid maçlarında alınacak kötü bir sonuç ve olası elenme sonucunda biz gereken desteği vermiştik zaten havasını oluşturacaktır. Böylelikle yapılacak olan bir teknik direktör değişikliğinin hiç de şaşkınlık yaratmamasına yönelik bir hamleyi şimdiden planlamış oluyor Aulas. Lyon için gelecek günler ve özellikle Mart ayı çok hareketli geçmeye aday görünüyor, bakalım bizleri neler bekliyor. Hep birlikte göreceğiz...

Duncan Celtic'te

2002'de AGF Aarhus forması altında futbol kariyerine başlayan Morten Duncan Rasmussen güçlü fiziği ve bitiriciliğiyle dikkat çekince kısa sürede geleceğin yıldız adayları arasında gösterilmeye başlamıştı. 05-06 sezonunda AGF forması altında 10 gole imza atması, Brondby'nin yıldızı Johan Elmander'in Avrupa'nın üst düzey takımları tarafından transfer kıskacına alınması başkent temsilcisininde Duncan transferi üzerinde yoğunlaşmasını sağladı. Her ne kadar Aarhus taraftarları Brondby ile olan siyasi görüş farklılığından dolayı bu transferin gerçekleşmesine karşı olsa da Brondby transferi 1 Milyonun üzerinde bedelle transferi bitirmeyi başarmıştı.

Morten Rasmussen

Doğduğu topraklara geri dönen Duncan, ilk sezonunda takımı kötü performans sergilemesine rağmen 15 golle gol krallığında 3. oldu. Bu senede daha kış arası gelmeden 12 gole ulaşan 24 yaşındaki oyuncunun hocalığını bir türlü beğenmediğim Kent Nielsen'in kötü taktiklerine rağmen bu sayıya ulaşması da benim gözümde alkışı almasını sağladı.. Bu performansla scout sistemiyle İskandinav liglerini takip eden Hollanda, İskoçya liglerinde ki takımların dikkatini çekmemesi zordu. Celtic hızlı davranarak, Kopenhagın arkasında bu transfer politikasıyla ezilmeye mahkum olan Brondby'i (daha doğrusu yönetimini) ikna ederek satın almayı başardı..


News Image



Celtic'in Hibernian'la oynadığı maçta 23 dakika görev alan Duncan'ın İskoçya'da neler yapabileceğini zamanla göreceğiz. Bir Henrik Larsson olamasa da umarım başarılı olur.. Kendiside zaten rüyalarının gerçekleştiğini belirterek Celtic forması giymekte ne kadar istekli olduğunu gösterdi.

28 Ocak NBA Gecesi Ardından...






















MSG'de oyuncuların yükselen performanslarını biliyoruz, çoğu yıldız ve süperyıldız oyuncular bu statta ekstra performans sergiliyor.Toronto forması altında Orlando'daki oyunundan ve istatistiklerinden uzak olan Hidayet 26 sayı 11 rebound'luk performansıyla double-double yaptı.Maç sonu ise bu performansını gayet doğal karşılayarak spikerleri şaşırttı.Bosh'un zor pozisyonda buldugu sayı ve arkasından Harrington'un son hücumda sert savunmaya rağmen şutu kullanınca maçı kazanaracak basketi bulamadı.

Orlando - Boston : Orlando yine üç sayılık oyundaki ısrarına ve düşük yüzdesine rağmen Bostun'u devirmeyi başardı.Perkins'in faul problemine girmesi ve bunun sonucunda Howard'ın pota altındaki rahat oyunu ibreyi Orlando'ya çevirdi.Üç sayı çizgisinin gerisinden 20-6 isabetle %30'la oynamalarına rağmen seyircileri önünde galip geldiler.

Phoenix - Dallas : Phoenix maçlara hızlı giriş yapıp farkı yavaş yavaş açıyor ancak son iki maçta maç sonlarındaki düşük şut yüzdesinden dolayı maglup olmuşlardı.Dallas karşısında bu oyunun aksine son çeyrekteki etkili oyunlarıyla kazandılar.Amare 22 sayıyla oynamasına ragmen ilk maçlardaki gibi hırslı ve istekli oyunu yoktu, takas dedikoduları performansını etkiliyor sanırım çünkü son maçlarda oldukça formsuz.

Adventureland (2009)



























Fragmanı ilk gördüğümde iyi çıkabilecek kendi halinde bir bağımsız havası uyandırmıştı bende. O zamandan beri de bekliyordum izlemeyi. Hakkında çok fazla şey duymamış olmam film hakkında bir fikir sahibi olmamı engelledi ama izleyince gördüm ki pek iyi değil. Çünkü herhangi bir beklentiye cevap verebilecek bir film olmamış Adventureland..


Yönetmen Greg Mottola bundan önce Superbad'i çekmişti, çok iddialı olmadan kendi halinde yer yer abartıya kaçan ama eğlenceli olmayı başarabilmiş bir filmdi. Bu sefer senaryoyu da Mottola yazmış ama belli ki kağıt-kalemden uzak durması herkes için daha iyi olacak..














Çoğu anlamsız ve kötü yazılmış karakterleri oynayan oyunculardan son dönemin ve muhtemelen önümüzdeki birkaç yılın gözdelerinden Kirsten Stewart göze çarpıyor. Yan rolde de ailecek sevip-saydığımız Ryan Reynolds.


Bu iki oyuncu izlemek az da olsa bir neden olabilir bazıları için ama başta da dediğim gibi filmin size vaad edebileceği birşey yok. Çerezlik gider dediğimiz boş ama hafif eğlence barındıran filmlerden biri bile olmamış malesef. Tavsiyem zamanınızı boşa harcamayın... 

Fragman

Orda, Bir Köy Var Uzakta



Bilinen en eski kayıt 1933 yılına ait Plabennec adına. Fakat 1901'li yıllara kadar uzanan bir geçmişi olduğunu söyleniyor. Yukardaki resim 1937-1938 yılına ait kadroyu gösteriyor, o zamanlar ilk stadları Lohigou'da soyunma odalarını bırakın dolapları bile olmayan takım iki yıl sonra Landouardon'a geçmişti. Yine benzer koşullarda çalışan takım 1939 yılına 2.Dünya savaşının başlamasıyla ara vermek zorunda kalmış 1945 yılında Fransa'nın batı bölgesindeki şampiyonaya katılarak mücadelesine kaldığı yerden devam eden ekibin adı 14 Mayıs 1969'a kadar Etoile Saint Thenenan olarak geçiyordu. Bu tarihte alınan karar sonucu klubün ismi Plabennec olarak değişti...



Aslında geçmişi bu kadar değil elbette Plabennec'in. Uzun süreçler sonucu bugünkü haline kavuşan klüp adına çok büyük başarılardan söz etmek mümkün değil. Şu an CFA diye tabir edilen ve bize uyarlarsak eğer 3.lig ile Amatör küme arasında bir yerde mücadele elen Plabennec nasıl oldu da gündeme gelmeyi başardı peki? Bilindiği gibi Fransa liglerinde iki tane kupa mücadelesi var. Bunlar Coupe De La Ligue olan Lig Kupası ve Coupe De France olarak bilinen Fransa Kupası. Coupe De France'a 7.turdan dahil olan Plabennec 21 Kasım 2009 günü rakibi Montgermont'u deplasman 1-4, 8. turda 12 Aralık 2009 günü rakibi Concarneau'yu evinde 2-0 mağlup ederek 9.tura yükselmişti. Bu iki turda nispeten denk ekiplere karşı başarılı skorlar alan takım için ilerisini düşünmek hayalden öte değildi. Zira kendi ligindeki mücadelesinde 20 takım arasında 18. sırada yer alan Plabennec adeta can derdindeydi ve kupada ilerlemek gibi bir derdi yoktu. Nitekim 9.turda rakibi Ligue 1 temsilcilerinden Nice olunca bu rüyanın da sonuna gelindiğini düşündü herkes...



Tarih 10 Ocak 2010'ü gösteriyordu ve Plabennec Coupe De France 9.turunda evinde Nice'i ağarlıyordu. Maçın hemen başında Loic Remy'nin golü ile öne geçen Nice bu işi fazla uzatmayacağını hissettirmişti. Fakat Plabennec maçın bu şekilde bitmesine izin vermedi ve Nice'in üzerine gitmeye başladı. İlk yarının sonlarına doğru baskısını iyice arttıran Plabennec önce 44. dakikada Abiven'in golü ile beraberliği sağladı. Soyunma odasına beraberliğin verdiği sevinç ile gidecekken 1 dakika sonra Gerald Cid'in kendi kale filelerini havalandırmasıyla skor tabelası 2-1'i gösterdi. Plabennec öne geçmişti, hem de hiç beklenmedik bir anda ve beklenmedik bir şekilde. Herkes 2. yarı Nice'in maçı çevireceğini düşünse de Plabennec direndi ve skoru korumayı başardı. Maç bitmiş, Nice elenmiş ve Plabennec 10.tura yükselmişti. Dün akşam Plabennec bir diğer Ligue 1 takımı olan Nancy'e konuk oldu Coupe De France mücadelesinde. İlk yarı 0-0 beraberlikle sonuçlandıktan sonra Plabennec Crehin'in ayağından bulduğu iki golle maçı 0-2 kazanmayı başardı. Bu mütevazi, rakipleriyle kıyaslanmayacak kadar küçük takım Plabennec, ard arda iki Ligue 1 takımını eleyerek çeyrek finale yükselmişti. Takvimler 9 Şubat 2010'u gösterdiğinde Plabennec rüyasını sürdürmek ya da bitirmek adına yeni rakibi olan Auxerre ile karşılaşacak.



Auxerre karşısında belki farklı bir skor ile mağlup olacak Plabennec kim bilir? Önemli olan bu değil zaten, önemli olan sahada mücadele eden 11 kişinin yüreklerini koymaları. Karşılarındaki kat kat güçlü takımları sadece cesaretleri ve mücadele azimleriyle mağlup edebilmeleri önemli olan. Futbol endüstrisinin bu kadar gelişmiş olduğu günümüzde, paranın herşeyi halletmeyeceğini bir kez daha bize gösterdiği için bir futbolsever olarak teşekkür ediyorum Plabennec'e...

Willy Sagnol ve Jacques Santini Saint-Etienne'de













Bugün öğle saatlerinde Saint-Etienne klubü adına önemli gelişmeler oldu. Uzun süre Bayern Munih forması giyen Willy Sagnol ve Fransa futbolunun önemli isimlerden Jacques Santini, başkan Bernard Caiazzo'un liderliğinde yapılan toplantıda Saint-Etienne yönetim yapısının birer parçası oldular. Toplantı sonucunda Başkan Caiazzo ve 12 yönetim kurulu üyesi şu isimlerden oluştu,

- Bernard Caiazzo, Başkan
- Guy Bidoroni
- Emilio Galluccio
- Eric Gousset
- Patrick Guinard
- Alain Martin
- Olivier Petrini
- Willy Sagnol
- Laurent Simon
- Sébastien Trescartes
- AS Saint-Etienne derneği temsilcileri Georges Bereta ve Guy Talon.












Ayrıca Roland Romeyer başkanlığında yürütme ve denetleme kurulunun sorumluluğunda olan şu birimlerin kurulmasına karar verildi,

- Jacques Santini liderliğinde klübe gönül vermiş gönüllü isimlerden oluşan, Saint-Etienne'nin başarısını arttırmak adına klüp gelişimini sağlayacak bir birim,
- Pascal Carrot liderliğinde, klüp veteranlarını ve taraflarının organize olmasını sağlayan bir birim,
- Michael Dulac liderliğinde ve ekonomik işlerle ilgilenecek olan bir birim. Bu birim özellikle taşra - metropol arasında ayrı ayrı yapılacak, her bölümde farklı üyelerden alt birimler oluşturarak ekonomik yapıda iyileştirmeler adına çalışmalar yapacak.

Bakalım bu yeni yapılanma süreci, Saint-Etienne'nin o eski ihtişamlı günlerine geri dönmesini sağlayabilecek mi? Bunu hep birlikte göreceğiz...

Henrik Larsson

Thomas Ravelli, Roland Nilsson hatta Martin Dahlin gibi önemli yıldızların adından söz ettirmeye başladığı 80'li yıllarda genç bir yeteneğin çıkıp İsveç futbolunda adından söz ettirmesini bekleme düşüncesi güzeldi fakat gerçekleştirmek zordu. Bu zor olan işi Helsingborg şehri takımlarından olan, genç oyuncu yetiştirmesiyle tanınan Högaborg'un altyapıdan çıkardığı Henrik Edward ''Henke'' Larsson başardı. 11 yıla yakın bir süre aldığı altyapı eğitimden sonra A takıma giren Edward, kısa sürede iyi performansıyla şehrin büyük takımı Helsingborg'un dikkatini çekti..




















92-93 'te de Helsingborg'ta müthiş bir performans ortaya koyan, ayrıca uzun rastalı saçlarıyla akıllardan çıkmayan Larsson, büyük yıldızların idolü olmasını sağlayacak kariyerin ilk adımını Feyenoord'a transfer olarak başlattı. Feyenoord'ta da önemli başarılar kazanırken bir anlaşmazlık sonucu yolunu adaya yani İskoçya'ya çevirdi. İskoç futbolu ve Celtic tarihinede attığı 174 golle adını altın harflerle yazdıran yıldız oyuncu Manchester United, Barcelona gibi devlerdede forma giydi. Ayrıca İsveç'in de en fazla gol atan 3.oyuncusu olma unvanınıyla beraber Avrupa Altın ayakkabı ödülünüde bu kariyere sığdırdı. Oyunculuğu dışında mütevaziliği, çalışkanlığıyla da sürekli alkışı aldı.


















Geçen sezonu tanınmasında büyük rol oynayan Helsingborg'ta geçiren Larsson, kardeşinin ölüm haberiyle sarsıldığı dönemin ardından futbola son noktayı koydu. Akıllarda ise büyük bir kariyer ve son maçında döktüğü gözyaşlarıyla kalmaya devam edecek.












Böyle bir yıldızın futbolun içinde kalıp kalmayacağı soruları merak edilirken, Superettan takımlarından Landskrona menajerlik tecrübesi olmamasına rağmen Larsson'u göreve davet etti. Teklife olumlu yanıt veren Larsson'un futbolculuk kariyerinde ki başarılarını menajerlikte devam ettirip ettiremeyeceğini zamanla göreceğiz..

26 Ocak NBA Gecesi Ardından...


Lakers dış sahadaki güven vermeyen görüntüsüne rağmen Washington karşısında iyi bir oyun ortaya koyarak kazanmayı başardı.İkinci ve üçüncü çeyrekte farkı yavaş yavaş açarak son çeyrege rahat girdiler.Kobe ve Gasol'un 26'şar sayıyla skor yönünde liderlik ettikleri maçta Jamison tek başına direnmeye çalıştı fakat sonuç ortada.Washington'da kötü gidiş devam ediyor dört maçlık mağlubiyet serileri var bakalım bu seriye kimin karşısında son verecekler..

Phoenix Utah karşısında farklı önde olmasına ragmen kaybetmişti, bugünde maça hızlı bir giriş yaparak Charlotte karşısında farkı açacaklarını düşünüyordum.Bekledigim gibi başladılar ancak o Charlotte'un son direncini kıracak darbeyi vuramadılar ve son çeyrekteki düşük şut yüzdesiyle maç uzatmaya gitti.Aslında herşeye rağmen son hücum Phoenix'deydi ancak zorlama bir şut gelince isabet bulamadılar.Uzatmada Charlotte'un ısrarcı oyunu ve istegiyle kazanmasını bildi.

Gecenin en iyi 5 hareketi

Largo Winch (2008)
































Anthony Zimmer’in yönetmeni Fransız Jerome Salle’nin yeni filmi Largo Winch. Fransa’nın çizgi roman uyarlamalarının en sonuncu örneklerinden biri de diyebiliriz tabi film için. 70’li yılarda ortaya çıkan Largo Winch’den şimdiye kadar birçok seri çizgi roman, dizi ve video oyunu çıktığını düşünürsek arka planı baya sağlam diyebiliriz sanırım...

Film dünyanın en zengin adamlarından birinin ölümüyle başlıyor. Arkasında oldukça büyük bir şirket ve bu şirket için iktidar kavgası bırakıyor bol bol. Tabi ortaya yıllardır herkesten sakladığı üvey oğlu bizim maceraperest Largo çıkınca işler iyice karışıyor.

Filmin konu akışı iyi gidiyor aslında ama kurulan dramatik yapı ve yazılan karakterler oldukça sorunlu. En azından senaryoda baş karakterin iyi yazılmış olmasını bekliyor insan arkası materyal olarak bu kadar sağlam bir film için ama süper kahramanımız Largo Winch’i bile yer yer James Bond’çuluk oynayan kafası pek basmayan biri olarak yazmışlar. Çoğu sahnede pek zeka parıltısı görünmüyor malesef Largo adına...
 
Jerome Salle’nin sanırım en büyük özelliği vasat senaryolardan keyifli filmler ortaya çıkarabiliyor olması. İyi olan konu akışına gerçekçi aksiyon sahnelerini ve iyi yönetmenliği de ekleyerek seyirlik bir macera-gerilim çıkarmış yine ortaya. Kendine ait bir tarzı var kesinlikle yönetmenin, gelecekte de bir gözümüz üzerinde olacak.
Oyuncu kadrosuna bakarsak Largo’yu oynayan Tomer Sisley yakışmış karaktere. Onun dışında yan rollerde English Patient ile oscar adaylığı olan Kristin Scott Thomas ve Miki Manojlovic (Underground) gibi sağlam isimler var. Ha bir de Babylon A.D.’den sonra burda da farklı güzelliğiyle gözümüzü kamaştırmaya devam eden Melanie Thierry var..
Yüksek beklenti içinde olmazsanız keyifle izlenebilecek bir film Largo Winch. Bu sene içinde bir de devam filmi geliyor bu arada, yönetmen yine Salle. Bekleyelim bakalım ikinci film daha başarılı olacaktır ilk filme nazaran...

Lizarazu Fransa Milli Takımı'na Mı Gidiyor?



Klüpler bazında 542 maç - 32 gol, Fransa milli takımında 97 maç - 2 gol. Yaşayan efsanelerden birisi Bixente Lizarazu. 1988 yılında giymeye başladığı Bordeaux forması ile profesyonel kariyerine başlayan sol bek 2005-2006 sezonunda Bayern Münih ile bu kariyere son noktayı koymuştu. Bundesliga'da kaldırmadığı kupa kalmayan Lizarazu aynı zamanda UEFA, Şampiyonlar Ligi ve hatta o zamanki adı ile Toyota Kıtalararası Şampiyonluk kupasını da kaldıran nadir oyunculardan birisiydi. Milli takım kariyerinde Avrupa, Dünya ve Konfederasyon kupası gibi bütün üst düzey şampiyonalarda yer alan ve kürsüde sevinme şansını da yakalayan Lizarazu'nun kariyeri adeta bir şölen havasında...



France Football dergisine verdiği röportajda Lizarazu, milli takım yapılanmasının tıpkı Almanya'daki gibi olması gerektiğinden bahsetti. Teknik Direktör ve Genel Menajer yapısının oluşturulmasının çok daha faydalı olacağını söyleyen Lizarazu sözlerine şöyle devam etti;

Bayern Munih'de forma giyerken başarının gelmesini sağlayan bir sebep de Honess - Hitzfeld ikilisinin uyumlu çalışmasıydı. Modern futbolda teknik direktörün yoğunlaşması gereken tek şey futbol. Fakat medya ve onun oluşturduğu zemindeki baskı ile boğuşmaya başladığında asıl yapması gereken işten uzaklaşıyor insan. Genel menajer pozisyonundaki kişi medya ilişkilerini göğüslemeli ve teknik direktörün konsantre olacağı şey futbol olmalı...



Röportajın devamında hali hazırda Domenech yönetimindeki milli takım hakkında da konuşan Lizarazu, takım içerisinde bir sıkıntı olduğunun herkes tarafından bilindiğe dikkat çekti. Federasyon'un işinin takımı üst düzeyde yönetmek olmadığı, bu işi birbirine saygı duyan genel menajer ve teknik direktör ikilisinin yapması gerektiğini söyledi ve ekledi;

Fransa milli takımını yönetecek olan iki kişinin aynı felsefe üzerinde çalışan ama farklı sorumululukları olan kişiler olması gerekli. Tabi bu iki isim de çalışmalarında mutlak saygı çerçevesinin dışına çıkmamalı...

Kağıt üzerinde bu veriler Lizarazu'nun geleceği hakkında çok fazla ipucu vermese de kulislerde onun adına genel menajerliği istediğine dair söylentiler var. Teknik direktörlük geçmişi olmamasından dolayı saha kenarında bir rol benimsemesi pek mümkün olmayan Lizarazu'yu bakalım hangi pozisyonda göreceğiz...

Bir "YILDIZ" Daha Kayıyor mu?


Nerden nereye.. Geçen sezon Türk transfer döneminin gözde isimlerinin başında Mehmet Yıldız geliyordu. Sivasspor'un başarısındaki en büyük mimarlardan biriydi. Ankara Tigemspor'da futbol hayatına başlayıp 2000 yılında Sivasspor'a geldi. 2004-2005 sezonunda takımının 2.ligde şampiyon olmasında büyük emeği vardı. Sonraki sezonlarda pek forma şansı bulamadı. Bülent Uygun'un Sivasspor'un başına gelmesinden sonra adeta yeniden doğdu. Güçlü fiziği ile rakip takımların defansına zor anlar yaşatıyordu. Ligin devre arasında ismi sürekli büyük takımlarla geçiyordu. Ama kendisi Sivasspor'da kalmayı tercih etti. Ve başarılı geçirdiği bir sezon sonrası geçirdiği bir operasyonla sahalardan uzak kaldı. Geçen sezon oynadığı 32 maçta 14 gol attı. Sürekli gazete manşetlerinde gördüğümüz Mehmet Yıldız'dan şu an eser yok. Futbol'un cilvesi bu olsa gerek. 1 aylık bi süre içinde Mehmet Yıldız tekrar sahalara dönecek. Nasıl bir performans göstereceği ise merak konusu..

Tom Nordlie ve Fredrikstad














Adeccoligaen'e düşen Fredrikstad'ta menajer Tom Nordlie'de tartışılır duruma gelmişti. Oyuncuların bazılarının Nordlie'nin tavrından memnun olmadığı ve görevde kalmasını istemedikleri basına yansıyordu. Nordlie ise iki defa yönetim kuruluyla toplanmış, yapılacak basın toplantısıyla beraber göreve devam edeceğinin acıklanmasını beklemeye başlamıştı. Öylede oldu, Carl-Morten Gjeldnes başkanlığında ki yönetim kurulu Nordlie ile devam kararı aldı. Böyle bir ortamda oyuncuların tavrı merakla beklenirken, transferdede önemli isimler kaçarcasına kulüpten ayrıldı. Sol kanat oyuncusu Raymond Kvisvik Halden'e, İzlanda'ı forvet Johannsson Hansa Rostock'a, takımın en etkili ismi ortasaha Ardian Gashi'de Helsingborg'a transfer oldu. Gana'nın önemli yıldız adaylarından olan Dominic Adiyiah'ta yüksek ücretle Milan'a satıldı.
CM 01-02 oyunundan da tanıyacağınız Abgar Barsom ile geçen sezon Lyn'ye kiralanan Kasey Wehrman'da yeni takım arayışına girdiler.. Kısacası hazırlık dönemine sorunlu giren Aristokrat lakaplı Fredrikstad'ı zorlu geçecek bir Adeccoligaen bekliyor.

25 Ocak NBA Gecesi Ardından...

Dün gece yine zevkli ve bir o kadarda çekişmeleri maçların olduğu geceydi.Sonuçlara baktığımda Spurs'un içerde Chicago'ya yenilmesi gecenin en süpriz sonucu olmuş.Sezon başlarında skor bulmakta zorlanan ve dağınık görüntü çizen Chicago gün geçtikçe biraz daha derli toplu oynamaya başlıyor.Geçen sene Boston karşısındaki efsane playoff serisinden sonra tecrübeleri arttı.Mücadeleci oyunlarından birşey kaybetmediler ama uyumsuzluk vardı takımda zamanla eski günlerine dönüyorlar.



Wade-LeBron kapışmasında gülen taraf LeBron olmuş, bu sezon Kobe'ye karşı iki defa galip geldikten sonra Wade karşısında da gülen taraf oldu.LeBron'la beraber Cavs oldukça emin adımlarla ilerliyor performansları düşmezse finale kadar gideceklerdir.23-9 saha içi isabetiyle oynamasına ragmen 32 sayıyla maçın en skorer ismi LeBron Cleveland'ın beş maçlık galibiyet serisinde her zaman olduğu gibi başrolde.


Atlanta sergiledigi performansla alkış alıyor, Cavs ve Boston'dan sonra üçüncü sırada bulunuyorlar ve Boston'la aralarında sadece yarım maçlık bir fark var.Oynadıkları oyun ve sergiledikleri görüntü Boston'dan çok daha iyi bir takım olduklarını gösteriyor bence.Mücadele ediyorlar, skor anlamında herkes katkı yapıyor ve bir oyuncunun eline bağlı değiller, savunmayı gerçekten sertleştirdiklerinde ise rakip takıma potayı göstermiyorlar neredeyse.Kendileri gibi hızlı ayaklara sahip oyunculardan kurulu Houston'u devirmeyi başardılar.İkinci çeyrek 32-19 kurdukları üstünlük maç sonu galip gelmelerini sağladı.Ariza'yı 11-4 isabetle 8 sayıda tutmaları savunmalarının ne kadar etkili oldugunu gösteriyor.



New Orleans playoff'lara kalmak için oldukça çaba gösteriyor.Dış sahadaki performansları biraz daha düzgün olsa daha üst sıralarda olabilirlerdi.İç sahada daha verimli ve kendilerine güvenleri yüksek olduğu için etkili oynuyorlar.Chris Paul'un sayesinde üç-dört gömlek yukarı çıkan New Orleans oyuncuları bazen anlaması güç oyun oynuyorlar.Portland karşısında dış sahada olmalarına rağmen maçtan kopmadılar ve CP'nin bitime 3.4 sn kala attıgı sayıyla kazandılar.Bu galibiyetin bir deplasman serisi başlatmasını umuyorum..

Memphis - Orlando : Genç oyunculardan kurulu olan Memphis'in Orlando karşısında galip geleceği bekleniyordu zaten ancak Howard'ın 27 sayı 15 rebound 6 blok gibi etkili performansına rağmen kaybetmeleri üzücü.

Utah - Phoenix : İlk yarıyı 11 sayı geride kapatmasına ragmen vazgeçmeyen Utah galip gelmeyi başarmış.Deron önderliginde oynayan Utah'da Boozer 21 sayı 20 reboundluk harika bir oyun sergilemiş bunun yanında Kirilenko'nun 25 sayısını da unutmamak lazım.Phoenix'de ise Dragic'in 32 sayısı gerçekten dikkat çekici 7-6 üçlük isabeti bravo.

Denver - Charlotte : Lakers'dan sonra en iyi iç saha performansı olan Denver'ın karşısında Bobcats'de duramadı ve 11 sayı farkla maglup oldular.Bobcats her zaman yaptıgı savunma performansını Denver'a karşı ortaya koyamaması gayet normal.

Gecenin en iyi 10 hareketi

Caen Mutlu Sona Yakın



Medya, camia, taraftarlar sizden tekrar ligue 1'e yükselmenizi bekliyor. Sizde bunun için elinizden geleni yapıyorsunuz. Fakat bazı maçlar vardır ki hakikaten kritiktir. Metz deplasmanı da öyledi Caen için zira Metz takımının evinde hiç mağlubiyeti bulunmuyordu üstüne üstlük Caen'in deplasman karnesi de çok çok iyi değildi. Maça iyi başladı Caen erken de buldu golü Traore ile fakat daha sonra taraftarının da desteği ile oyunu dengeledi Metz ve ilk yarının 35. dakikasında Vessat'ın ayağında beraberlik golünü kaydetti. Maçın ikinci yarısının son 5 dakikası gelene kadar böyle devam etti oyun. Her iki ekip de birbirine üstünlük kuramadı. Caen bu deplasmandan alacağı beraberlikle bile yetinebilecekken oyunu değiştirmek adına hamleler yaptı. Nitekim bu hamleler 85. ve 90+2. dakikalarda meyvesini verdi. İkinci yarı oyuna giren Toudic ve El Arabi'nin golleriyle maçı 1-3 kazanan Caen çok ciddi bir avantaj sağladı. Öyle ki şu an lig üçüncüsü Le Havre ve aynı puanda olan Nimes ile arasındaki puan farkını 13'e çıkaran Caen için yolun sonu çok parlak görünüyor. Hatta böyle giderse haftalar öncesinde kutlamalara başlamaları içten bile değil...

Laurent Batlles - Yolun Sonu ?















Grenoble'ye 2008 yılında transfer olan 34 yaşındaki tecrübeli orta saha oyuncusu için sezon sonu verilmesi gereken büyük bir karar var. Uzun süre Toulouse forması giyen Batlles, takımın yapılanma içerisine girmesi sonucu kadroda düşünülmediğini öğrendiğinde gelen teklifleri değerlendirmiş ve Grenoble'i tercih etmişti. Caen'in de ciddi anlamda transfer etmeyi düşündüğü Batlles tercihini Grenoble'den yana kullanmıştı. Ailesiyle birlikte düzenini değiştirip yeni bir hayata başlayan Batlles, burda gayet mutlu olduğunu belirtmişti her fırsatta. Grenoble'nin yeni stadı ve 2011'de hizmete girecek olan yeni tesisleri belki de yeni hedefi olabilir Batlles'in. Yöneticiler şu an için net bir şey söylemese de Batlles'in liderliğine saha dışında ihtiyaçları varmış gibi sinyaller veriyorlar. Başka bir deyişle Batlles'in sezon sonu kariyerine son vermesi gerektiğini düşünüyorlar. Batlles'in ise henüz aktif futboldan kopmaya niyeti yok gibi. Bakalım ilerleyen günler bize neler gösterecek...

Galatasaray 1-0 Gaziantep


Ertelenecekti ertelenmeyecekti derken dün kar yağışı altında maç oynandı. Galatasaray maça "Leo Franco, Uğur, Servet, Neill, Hakan Balta, Mustafa Sarp, Barış, Elano, Caner, Arda, Nonda 11'iyle çıktı. Saha ve hava koşuluna bakılınca maçın zor geçeceği ortadaydı.

Öncellikle Lucas Neil Galatasaray forması altında ilk maçına çıktı. İlk maçtan hemen konuşmak pek sağlıklı değil ama dün Neil performans bakımından iyiydi. Defans da herhangi bi sorun yaşanmadı. Gaziantepspor'lu Ahmet Arı'nın kırmızı kart yemesiylede Galatasaray oyunu tamamen kontrolu altına aldı. Ama aradığı golu bi türlü bulamadı. Caner dün maçta harika bir performans sergiledi. Üstüne üstelik bir de takımına penaltı kazandırdı. Ama malum son haftalarda performans düşüren Nonda'nın penaltı kaçırmadığı kalmıştı onuda kaçırdı. Penaltıyı ya kaleci kurtarır ya da futbolcu kaçırır. Dün ki penaltı futbolcunun kaçırdığı cinstendi. Baros'un sakatlığında sürekli forma şansı bulan Nonda kendine verilen fırsatları pek değerlendiremiyor. Şu an bir çok Galatasaray'lı Nonda'yı takımda görmek istemiyor yerine alternatif arıyor. Ligde Jo alternatif olabilir ama Avrupa maçlarında şu an için henüz bir alternatif yok. Açıkcası dün Jo oyuna girerken herkes Nonda'nın çıkarılacağını bekliyordu ki kendide yedek klübesine doğru gelmişti. Rijkaard taraftarın tepki göstermesinden çekindiği için morali daha da bozulmasın diye belki böyle bir yol seçti.

Penaltıdan sonra puan mı kaybedilecek acaba derken sahneye Mustafa Sarp çıktı. Bir duran topta defansın arkasına sızan Sarp takımına 3 puanı kazandırdı.

Galatasaray mücadele bakımından dün iyi bir mücadele verdi. Ve hak ettiği 3 puanı aldı..

Bir Cephe Daha Düştü















Fransa Kupası mücadelesindeki tek tük ciddi eşleşmelerden sonuncu olan Monaco - Lyon mücadelesi özellikle ilk yarıdaki durgun oyunla dikkat çekti. İlk 45 dakika içerisindeki mücadele nerdeyse taraftarları heyecanlandıran hiçbir pozisyon olmadı diyebilirdim fakat bunu değiştiren isim Boumsong oldu. İlk yarının uzatma dakikalarında sol taraftan Ederson'un kullandığı köşe vuruşunda ön direkte topla buluşan Boumsong skoru değiştirdi ve soyunma odasına giderken Lyon'un tur atlama umutlarını iyice arttırdı...















İkinci yarının başında ise ilginç bir penatlı kazandı Monaco. Ceza sahasının içerisindeki Nene, Govou'un çelmesinden önce kurtuldu ama aradan yarım saniye geçmeden kendini yere bırakınca hakem penaltı noktasını gösterdi. Kazandırdığı penaltıyı gole geçiren Nene maça dengeyi getirdi. Oyun dengeli bir seyir izlerken maçın 77.dakikasında sağ kanattan gelişen Monaco atağında Modesto futbol tabiri ile şandel bir orta yaptı. Lloris'i çok rahat aşan topu iyi takıp eden Park düzgün bir vuruşla Lyon'un kupadan elendiğini neticelendiren golü attı...
AS Monaco FC - Olympique Lyonnais : 2-1 (1-1)

Coupe de France, 16èmes de finale
Stade Louis II
4 818 seyirci
Hakem : M. Malige

Goller: Boumsong (45+1) Lyon ; Nenê (51 pen.), Park (77) Monaco
Kartlar : Traoré (31), Alonso (53) Monaco ; Lovren (29) Lyon

AS Monaco FC : Ruffier - Modesto, Mongongu, Puygrenier, Traoré - Perez (Leko, 85 dk.), Mangani - Alonso (cap.) (Lolo, 82 dk.), Haruna (Muratori, 89 dk.), Nenê - Park.
Yedekler: Thuram, Muratori, Lolo, Leko, Mollo, Gudjohnsen, Sagbo

Ol. Lyonnais : Lloris - Réveillère, Lovren Boumsong, Cissokho - Gonalons, Källström - Govou (Lopez, 81 dk.), Ederson (Delgado, 81 dk.), Tafer (Bastos, 69 dk.) - Gomis.
Yedekler : Vercoutre, Gassama, Grenier, Toulalan, Bastos, Delgado, Lopez

Sahne Bizim


Günümüz dünyasındaki en etkili ve tehlikeli silah olan interneti kullanarak birşeyler yapma zamanı geldi de geçiyor bile. Madem düzenli olarak futbol, sinema, popüler kültür yani kısacası hayat adına sarfettiğimiz sözler var o zaman başkalarıyla da paylaşabiliriz. Bunun için yapılabilecek en kısa ve hızlı yol blog oluşturmaktı. Elbette okumak isteyeceğiniz bir sürü yer varken burayı seçmenizi sağlamak şu an için erken ama en azından denemek istiyoruz. Hem neden olmasın?...

Related Posts with Thumbnails