İlkbahar - yaz dönemi geliyor yavaş yavaş, gişe filmleri savaşı da ufaktan başlayacak artık. Önümüzdeki dönemde vizyona gelecek filmlere kısa kısa hızlı bir bakış atmanın iyi olacağını düşündüm. Liste tabi uzar gider göz atacak birçok film var, en çok beklenen ve dikkat edilmesi gereken filmleri seçmeye çalıştım.
Alice in Wonderland
Yakın geleceğin en önemli filmlerinden, kendi adıma en merakla beklediğim film diyebilirim. Gerçekten bu tarz bir hikaye-yönetmen uyuşması az bulunur heralde, hikaye tam Tim Burton'ın kalemi.
Oyuncu kadrosu için muazzam demek yerinde olur. Johnny Depp ve Helena Bonham Carter dışında (ki birinin 7 diğerinin de 6.filmi Burton ile) Christopher Lee, Alan Rickman, Michael Sheen, Crispin Glover gibi isimler ve daha birçok kayda değer isim var. Ha bir de neden bilmem Anna Hathaway var, Burton'ın bir bildiği vardır elbet diyelim.
Filmin en önemli rolü olan Alice'i ise Mia Wasikowska (Defiance) kapmış durumda. Sölenenlere göre Lindsay Lohan ve Amanda Seyfried baya bi kulis çalışması yapmış Alice rolü için ama rol Mia'ya gitmiş.
Bir diğer çok önemli olay da filmin vizyona 3d olarak girecek olması, bu tabi filmi deli-divane beklememiz için önemli bir sebep daha. Burton'ı böle bi hikaye ile 3 boyutlu olarak izlemek muhteşem olacaktır. Bakalım Burton sinema dünyasına yeni bir şaheser daha kazandıracak mı merakla bekliyoruz...
Aşağıdaki fragman hariç şuralardan ilk çıkan teaser'ı, yeni çıkan soundtrack'i ve filmin resmi websitesini bulabilirsiniz.
Gösterim Tarihi ==> 5 Mart 2010
Repo Men
Yakında gösterimde olacak bazı filmler kadar ses getirerek gelmiyor belki ama çoğundan daha iyi çıkması muhtemel bir film Repo Men.
Aynı isimli 1984 yapımı filmle bir alakası olmayan filmin organ ticaretini-naklini temel alan güzel ve orjinal bir konusu var. Aşağıdan izliyebileceğiniz fragmanı (sonlardaki beyaz salon sahnesine dikkat) baya başarılı buldum ben. Özellikle ilk bakışta biraz alakasız gelebilecek başroldeki Jude Law - Forest Whitaker ikilisi baya iyi gitmiş gibi filme.
Birkaç küçük detay; yönetmen Miguel Sapochnik'in ilk filmi Repo Men. Başrol için Leonardo Di Caprio ile anlaşılmış ama sonradan çekilmiş projeden. Filmin websitesi için tıkla.
Gösterim Tarihi ==> 5 Mart 2010
Shutter Island: Merakla beklenen filmlerden biriydi ama aylardır piyasada döndüğü için sanki daha gösterime girmeden eskidi film bizim için. Ekimden Şubat 19'a ertelenen vizyon tarihi tekrar değişmezse yakında karşımıza çıkacak.
Filmin prodüksiyonunda ne kadar aksilik çıkarsa çıksın Martin Scorsese gibi yaşayan en büyük yönetmenlerden birinin filmini merak etmemek biraz zor tabi.
Linklerden fragman ve filmin websitesine ulaşabilirsiniz.
Gösterim Tarihi ==> 12 Mart 2010
Iron Man 2: 2008'de çıkan ve dünya çapında yaklaşık 600 milyon dolar gişe yapan Iron Man'e devam filmi çekilmemesi imkansızdı zaten. Film kadrosu iyice genişleyip oldukça iştah kabartıcı bir hal alsa da fragman bana pek tad vermedi doğrusu. Eğlenceli olmasının yanında yeni bir seri için oldukça iyi bir ilk filmden sonra bu ikinci filmde Batman - Dark Knight tarzı bir çıkış bekliyordum ama avcumuzu yalicaz gibi. Eğlencesinden birşey kaybetmemişse yine de beklemeye değer tabi ama yönetmen - oyuncu kadrosu - ilk filmin gişesi saolsun stüdyoların vereceği olanaklar vs daha da iyisi olmalı gibi geliyor haliyle.
Fragman - Website
Gösterim Tarihi ==> 7 Mayıs 2010
Wall Street - Money Never Sleeps: 1987 yapımı filmin devamında yönetmen koltuğunda yine Oliver Stone var. İlk filmin seveni çoktur, aradan 23 yıl geçse de bu devam filmi birçok kişide heyecan uyandırmıştır diye düşünüyorum.
Son dönemde her taşın altından çıkan Shia LaBeouf'ü fragmanda biraz sırıtır bulsam da en önde Michael Douglas olmak üzere Josh Brolin -Susan Sarandon - Frank Langella ve daha uzunca bir sağlam oyuncu listesi var filmin.İçinde bulunduğumuz ekonomik hal filmi daha da ilginç hale getirecek şüphesiz.
Fragman
Gösterim Tarihi ==> 23 Nisan 2010 (ABD)
Clash of the Titans: Yakında yunan mitolojisi tanrılarının temel alındığı birçok yeni film çıkacak karşımıza. Bunlardan en kayda değeri sağlam oyuncu kadrosu (başrolde Avatar ve Terminator:Salvation ile son dönemlerin en büyük çıkışlarından birini yapan Sam Worthington var) ve umut vaad eden fragmanlarıyla Clash of the Titans. 1981 yapımı aynı adlı filmin yeniden çevrimi, o filme de şans verip izlemek lazım tavsiyem.
Fantastik filmlerin seveni çoktur zaten, bu kadro ve görsellik ile türü sevenlerinin aklına kazınması muhtemel bir film olacaktır. Derin senaryo ve dramatik yapı arayanlar da başka kapıyı çalsın tabi, şu tarz filmlerden bunları beklemek yanlış zaten en baştan :)
Son zamanlarda duyduğum en iyi fragman müziğine sahip fragmanını buradan izliyebilirsiniz, bu da en son çıkan fragmanı.
The Losers: Son olarakta fragmanı daha yeni çıkan Zoe Saldana'lı (Avatar - Neytiri) aksiyon-komedi The Losers var. Pek dikkat çekecek bir film değil gibi ama fragmanı hiç fena değil bence. Çerezlik güzel birşeyler çıkabilir, bir göz atın derim. Fragman için buradan buyrun.
Coming Soon # Vol 1
Tarihten Bir Yaprak : PSG
Takvimler 1 Şubat 1970'i gösterdiğinde Calberson taşımacılık şirketi başkanı Guy Crescent ve Fransa yarış klubü başkanı Pierre-Etienne Guyot ile Parc Des Princes mevkisinde Fransa Futbol Federasyonuna harika bir proje hediye ettiler, Paris Saint-Germain. Guy Crescent, Avrupa turunu yeni tamamlamış, İngilterede Chelsea, Arsenal gibi takım yetkilileriyle biraraya gelmiş hatta daha sonra Anderlecht, Köln, Hamburg gibi önemli takımlarla temaslarda bulunduktan sonra son olarak Madrid'de Real Madrid takımı ile görüşmelerde bulunmuştu. Madrid taraftarlarının 100bin parça aksesuar ve malzemenin klübe kazandırılmasına rol oynadığını öğrenince benzer uygulamayı klubü için de yapabileceğini düşündü...
Fakat önünde ciddi bir engel vardı hala, takımın mali anlamda destekliyici bir platformu yoktu. Arkadaşı Maurice Siegel'e ulaşan Crescent, Avrupa organizasyonunda hala boş bir kontenjan olduğunu öğrendi. Pierre Bellemare de 10 yıl boyunca France Football ve Le'qiupe ile anlaşarak PSG'nin tanıtılması adına önemli başka bir adımı atmış oldu. Ertesi gün sabah erken saatlerde içinde Enrico Macias, Sacha Distel, Annie Cordy, Jean Richard, Mireille Mathieu, Robert Castel gibi isimlerin bulunduğu 100 kişi Paris ve çevresinde takıma destek olma adına çıkagelmişlerdi...
İlerleyen günlerde klube yardım olarak kişi başına 25 fransız frankı (o zamanda ederi yaklaşık 3.80 avro) gibi bir miktar belirleyen yönetim yaptığı çalışmalar sonucu 17,400 kişi ve buna karşılık 842,000 frank'lık (128,362 avro) bir destek sözü aldı. Beklenenden çok daha çabuk elde edilen anapara sayesinde Paris Saint-Germain Football Club resmi olarak kuruluşu ilan etti aynı haftanın sonunda. İşte o günlerden bugüne geçen zaman sonucunda PSG 40.yılını kutluyor şu günlerde. Geçen 40 yıl boyunca kimler gelip geçmedi ki bu forma altından, şöyle bir hatırlamaya çalışırsak eğer,
Nicolas Anelka, Dominique Baratelli, Dominique Bathenay, Joel Bats, Carlos Bianchi, Mustapha Dahleb, Jean Djorkaeff, Youri Djorkaeff, Jean-Pierre Dogliani, Luis Fernandez, David Ginola, Gabriel Heinze, Antoine Kombouare, Bernard Lama Paul Le Guen, Leonardo, Bruno Ngotty, Ilja Pantelic, Pauleta, Jean-Marc Pilorget, Rai, Ricardo, Alain Roche, Dominique Rocheteau, Ronaldinho, Marco Simone, Ivica Surjak, Safet Susic, Waldo, George Weah gibi çok ünlü isim PSG forması giymişti...
Etiketler: france
01 Şubat NBA Gecesi Ardından...
Boozer'ın yoklugunda Dallas'ı konuk eden Utah Millsap ve Deron'un etkili performaslarıyla kazandı. Nowitzki'ye çözüm bulamayan Utah diger parçaları durdurarak son çeyrekte farkı açarak kazandı. İç sahada seyircisi önünde iyi oynuyor Utah, ne kadar sorunlu bir takım olsa da seyircisinin önünde farklı bir havaya giriyorlar. Dallas'da son maçlarda bir istikrarsızlık var geçtigimiz ay yakaladıkları formu kaybediyorlar yavaş yavaş.Memphis için oldukça önemli bir fırsattı Lakers maçı, bu sezonki performanslarına böyle bir maçtan galip gelerek imza atmak istiyorlardı. Aslında tam zamanıydı Lakers'ın 8 maçlık deplasman serisinin son maçı olması ve bir önceki gece Boston maçı oynamış olması ibreleri Memphis'e çevirmişti. Bütün bunlara ragmen Lakers yine favori olarak çıktı ancak dediigim gibi ben Memphis'i daha avantajlı görüyordum. Bekledigim gibi de oldu Memphis'in ritmine ve enerjisine karşılık veremeyen Lakers maçtan maglup ayrıldı ve zorlu deplasman serisini bitirdi. Kobe yine insanüstü bir oyunla 44 sayı attı ancak bu galip gelmelerine yetmedi, arkadaşlarını da oyunda tutmak yerine tek başına maçı almayı düşününce olmadı. Memphis'i böyle bir galibiyet sonrası tebrik etmek lazım.
Melo'nun oynaması bekleniyordu sanırım bir maç daha dinlendirilmek istendi. Melo'ya baglı kalmadan da skor üretebilen ve çarkın tüm parçalarının işledigi Denver zayıf rakibi karşısında zorlansa da kazanmasını bildi.Denver'da rakımın yüksek olmasından dolayı buraya gelen takımlar için dezavantaj yaratıyor zaten. Billups yine muazzam bir oyun oynadı 23 sayı 9 asistlik performansıyla takımın dinamosuydu. Bench'ten gelen JR Smith'in etkisiz oyununa ragmen Andersen ve Lawson'un katkısı önemliydi. Sacramento maçı 3 farklı kaybetti ama bu tarz üst rakipler karşısında dış sahada kazanmaları oldukça zor.
Etiketler: NBA
31 Ocak NBA Gecesi Ardından..
Gecenin şüphesiz en iyi maçı Boston-Lakers karşılaşmasıydı, tüm dünyada pazar gecesi erken saatte olması nedeniyle spor severleri ekran başına kilitledi. Boston'un son maçlardaki formsuzlugu Lakers'ın da dış sahadaki güven vermeyen oyunu maç öncesi tahmin açısından oldukça zorlu bir duruma getirdi. Oldukça gergin başladı maç daha hava atışı yapılmadan Artest ve Pierce'ın birbirine girmesi şaşırtıcıydı. Lakers'ın hızlı başlangıcı farkı açmasına yardımcı oldu ama ikinci çeyrekte Boston sert savunmasıyla farkı eritmeyi başardı. İkinci yarıda ise fark bir aralar 10 sayıya kadar çıkmıştı ancak Lakers vazgeçmedi ve kötü giden güven vermeyen Boston'a bir darbe daha vurdu.
Erken oynanan maçta ise Denver temposu ve enerjisiyle Spurs deplasmanında farklı kazandı. Carmelo'nun yoklugunda Billups yine etkili bir oyunla galibiyeti getirdi, 15-7 isabetle 25 sayı bulurken 11 asistle double double performansıyla maçı tamamladı. Spurs'de Parker'ın eksikligi bu maçta hissedildi.Memphis karşısında birşekilde kazanmayı başarmışlardı ancak Denver gibi bir takım karşısında Billups'u rahat bırakınca maglubiyet kaçınılmaz oldu. Denver'ın da üç sayı çizgisinin gerisinden 12-9 isabetle %75'le oynadıgını belirtmek istiyorum.
Bol sayılı aynı zamanda yüksek tempoda geçen maçta Phoenix yine Houston maçlarında oldugu gibi ilk çeyregi önde kapattı.Houston'da maçın devamında Phoenix'in şut yüzdesini düşürmek yerine onlardan daha fazla atmayı deneyince dogal olarak başaramadılar. Son saniyeye kadar eşitlik vardı ama Houston kendi oyununu oynasa uzatmaya bile gitmeden kazanırdı diye düşünüyorum. Amare'nin son maçlardaki düşük grafiginden sonra 36 sayı 11 rebound'luk etkili oyunuyla eski ritmine dönmeye başladı.
Cleveland - Clippers : Cleveland'ın Q-Arena'da hızlı başlangıçla rakibin direncini ilk çeyrekten kırmaya başladıgını biliyoruz. Yani maçı kafa kafaya götürüp ümit vermiyorlar rakiplerine, bu maçtada aynı şekilde hatta biraz daha abartılı bir şekilde 26 sayı farkla başladılar maça.LeBron'un durdurulamaz oyunuyla farklı bir galibiyet almayı başardılar.
Oklahoma - GSW : Oklahoma bu sene Memphis'le aynı kefeye koydugum genç ve dinamik takımlardan. Geçen seneki performanslarını düşününce bu sezon oldukça iyi gidiyorlar, Durant'ın ortalamasına artık alıştık diyebilirim.45 sayı attıgını görünce şaşırmadım desem yeridir çünkü sürekli 30 sayı üzeri atan ve potansiyeli olan bir oyuncu. Ellis ve Maggette'nin ısrarlı oyununa ragmen seyircileri önünde galip geldiler.
Hido maçın başında yüzüne aldıgı darbe sonucu maça devam edememişti. Yapılan kontroller sonrasında göz çukurunda çatlak oldugu tespit edilmiş.
Etiketler: NBA
Avustralya Açık 2010 Şampiyonu : Roger Federer
Rekoları alt üst eden , gelmiş geçmiş en büyük oyuncu olarak nitelendirilen Roger Federer koleksiyonuna bir Grand Slam kupası daha kattı.
Turnuva öncesi en formda oyuncu olarak görünen Davydenko'yu çeyrek finalde 4sette geçen Federer , yarı finalde ; Djokovic'i yenen Tsonga'ya set vermedi. Nadal'ı yenerek finale çıkan İskoç Andy Murray'de finalde Federer karşısında duramadı ve Federer 3sette kazanarak , kariyerinin 16. Grand Slam şampiyonluğuna ulaştı. En ufak formsuzlukta onun döneminin bittigi , artık yaşlandığı söylensede bir gerçek varki Federer istedigi zaman onu yenebilecek kimse yok ve o en iyi olmaya devam ediyor.
Etiketler: ATP
Avustralya Açık 2010 Şampiyonu : Serena Williams
Turnuvanın akılda kalan diğer olaylarına kısacada değinirsek;
*Çinli iki tenisçi Li ve Zheng yarı final oynayarak çok büyük başarı elde ettiler ve ülkelerini sevince boğdular.
*Şampiyonluk adaylarından Kim Clijsters'ın Petrova karşısında adeta ezilerek yenilmesi , özel hayatındaki ciddi bir sorunun (eşinin onu aldattığı söyleniyor) korta yansıması olarak algılandı ve bu durum destekçilerini büyük hayal kırıklığına uğrattı
*Son yıllarda sorunlarla boğuşan Ivanovic - Sharapova ikilisi yine başarıdan uzakta kalarak bir süre daha hazır olamayacaklarını gösterdiler.
Etiketler: WTA
Kazasız Belasız Bir Deplasman
Ofansif olarak sol kanatta oynadığında ne kadar faydalı olduğunu çok kez gösteren Caner yine sol bekte görev verilmiş olarak başlayan Galatasaray onbirinde Jo tek santrafor olarak ileri uçta gol umudu taşıyordu. Oyuna her iki takım da gayet dengeli başladı ve birbiri üzerinde çok fazla baskı kuramadan orta alan mücadelesi şeklinde geçti ilk on beş dakika. İlk yarının ortasına doğru kaptan Arda, sağ kanatta Barış'ın ortasına harika bir kafa vurarak takımını öne geçirmeyi başarmıştı ki maç başından beri en net pozisyon gole dönmüş oldu Galatasaray adına. Denizlispor'un ileri uç adamlarının belirli bir kapasite üzerine çıkamadıkları için gelişen ataklarda son vuruşlar ya gerçekleşemiyor ya da çok zayıf kalıyordu. İlk yarının bitiş düdüğüne saniyeler kala ara pas sonucu Denizli savunmasının son adamıyla birebir kalan Jo, rakibinden sıyrıldıktan sonra sol ayağıyla yaptığı vuruşu Özden engelleyince maçın kopmasını engelledi adeta...
İkinci yarının başlamasıyla anlam veremediğimiz bir şekilde Galatasaray kendi sahasında kabullenmeye başladı oyunu. Denizlisporun baskısını attırması ve özellikle Douglas Braga'nın etkili gayreti ile daha fazla topa sahip olan yeşil-beyazlı ekip maça tempo getirdi. Son vuruşlarda etkisiz olan Angelov ve ileri uç elemanları skor üretmeyi beceremedi ki maçın 54. dakikasında arka direğe yapılan ortada Engin uçarak kafayı vurdu. Aslında kucağına gelen topu içeriye doğru tokatlayan Leo Franco, beraberlik golünün yenilmesinde büyük pay sahibi oldu bana göre. Beraberlik golünden sonra ofansif olarak daha fazla topa sahip olan Galatasaray 61. dakikada yeni transferi Jo'nun ayağından kazandığı golle maçı 1-2'ye taşımasını bildi. Bu arada golden üç dakika önce Giovanni'nin Emre Çolak'ın yerine oyuna girdiğini de söylemeden geçmeyelim. Burda benim dikkatimi çeken şey Jo'nun golünün geldiği anlarda oyuncu değişikliği için hazırlanan Ayhan. Rijkaard nasıl bir düşünce içerisinde ki oyun 1-1 iken hamle yapıp maçı kazanmak adına değişiklik için düşündüğü isim Ayhan olsun. İşin ilginç kısmı değişiklik gerçekleşti ve çıkan isim Elano oldu. O ana kadar özellikle defansif anlamda başarılı bir oyun sergileyen ve geldiği günden bu yana bu görevi icra etme adına başarılı olan Elano...
Bu anlam veremediğim değişiklikten dakikalar sonra Emre Güngör oyuna girdi ki hem de Jo'nun yerine. Bu değişiklik ile Emre Güngor sağ beke, Uğur Uçar sol beke, Caner sol kanada, Giovanni ise forvete yerleşti. Yani bir değişiklik takım içerisinde tam 4 mevkiyi yeniden şekillendirmiş oldu. Neyse ki kalan dakikalarda bir kaza golünü kalemizde görmeden maçı bitirdik ki maçın sonra anlarında zaman geçirdiği için sarı kart gören Leo Franco'nun uzaklaştırmaya çalıştığı bir top, Denizli'li oyuncunun sırtına çarptıktan sonra yükseklik kazandı ve herkesin yüreğini ağzına getirdi. Maç boyunca ve aslında sezon başından beri kalesinde güven vermeyen Arjantinli file bekçisi belki de radikal bir kararla Nonda yerine gönderilmesi gereken kişiydi kimilerine göre. Bir parantez de Neill için açmak istiyorum ki bugün bir kaç kritik hata yaptı Galatasaray defansında. Rakibin Denizli olduğunu düşününce çok fazla sorun olmayacağını kabul edebiliriz fakat Neill kalitesinde bir ismin Atletico maçı önce çok daha konsantre olması gerektiğini düşünüyorum...
Ayhan - Elano değişikliği, Jo'nun çıkıp Emre Güngör'ün oyuna girmesi, Leo'nun güven vermeyişi, Neill'in hataları gibi negatif donelerden bahsettim ama hiç mi iyi veriler yok elimizde? Elbette var, Arda gerçekten büyün bir nimet Galatasaray adına, Sarp hırsı ve azmi ile maç boyunca sahanın iylerindendi. Elano çıkana kadar özellikle defansif anlamda iyi şeyler yaptı. Hakan Balta, Sabri, Keita gibi üç ismin takıma geri dönmesiyle daha iyi olacağımızı düşünüyorum ve her ne olursa olsun bu deplasmanı kayıpsız geçmenin çok önemli olduğunu hatırlatarak gözlerimi hafta için oynanacak olan Antalya kupa maçına çeviriyorum...
Etiketler: türkiye

